Gökyüzünde müthiş bir ay var. Nasıl güzel bir hilal…
İstanbul ışıl ışıl, köprüde artık gözüme güzel gelmeye başlayan mavi ışıklar…
Gecenin 02.30’u olmuş, şehirde bir uyku uğultusu…
Bir de Gündoğarken’in “Gördüğüme Sevindim”i duymaktayım uzaktan bir yerden.
Kocaman bir şilep Boğaz’da soldan sağa doğru geçiyor.
Gemi soldan sağa geçerken yaşamıma öyle böyle değil, şahane bir iz bırakmış bir film geliyor aklıma.
devamını oku…
O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.
devamını oku…
Saate bakmaksızın, kapısını çalabileceği, bir dostu olmalı insanın…
Nereden çıktı bu saatte dememeli…
Bir gece, telaşla yataktan fırladığın da; Gözünün dilini bilmeli;
Dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı…
Arka bahçede varlığını sezdirmeden, müte-madiyen, dikilen vefalı bir ağaç köklenmeli hayatın da;
Sen, her daim onun orada olduğunu, hissetmelisin;
İhtiyaç duyduğun da gidip, müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin…
devamını oku…
Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara…
Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey…
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
Öyle “yanına almak istediği üç şey” falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Her şeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.
devamını oku…